www.thegocek.com British flag turkish flag

GÖCEK TARİHİ

GÖCEK'İN GENEL TARİHÇESİ
Göcek, geçmişte Likya uygarlığının gelişmiş iki kenti olan Telmesos (Fethiye) ve Kaunos (Dalyan) arasında kalmış bir Likya yerleşimidir. Ne yazık ki bir çok nedenden ötürü  antik Kalimçe'den bugüne çok az yapı kalmıştır. Ana yerleşim alanı da net olarak tespit edilemediği için de herhangi bir kazı çalışması yapılmamıştır. Ana kaynak olan antik dönem yazarlarının da eserlerinde varlığı ve hikayesi hakkında yeterli bilgi vermemesi yerleşimin geçmişinin sır olarak kalmasını sağlıyor. Ancak koylarda ve Fethiye yolu üzerinde rastlanan kaya mezarları, anıt mezar ve hamam görülebilir. Ayrıca Tersane Adasında antik ve yakın dönemden kalma kalıntılar bulunmaktadır. Bölgenin coğrafi yapısı dikkate alındığında mitolojide yeralan Daidalos ve Ikarus efsanelerinin de Göcek’te geçtiği düşünülebilir.

Göcek'ten tekne turları ile ulaşılan Kapıdağ yarımadası üzerinde ise Krya, Lisai ve İydai antik kentleri bulunmaktadır. Ulaşım zorluğu nedeni ile bu antik yerleşimlerde de kazı yapılamamıştır. Ancak bu yerleşimlerden günümüze görülebilir kalıntılar ulaşmıştır.

Sayfa başına dön...

GÖCEK ADININ TARİHÇESİ
Yörenin eski çağdaki adı DAİDALA (DAYDALA) dır. Göcek adı, göçerlerin bu yörede yerleşik düzene geçmesiyle başlamıştır. Göcek' adının beş olaydan ortaya çıkabileceği varsayılmaktadır.

Bu varsayımı bölgede yaşayanların çoğu doğrulamaktadır. Birinci varsayım köçekliktir. Eskiden yörede yapılan düğün ve eğlencelerde bölgeye köçek getirilirmiş. Bilindiği üzere, kadın giysileri giyerek çalgı önünde oynayan erkeklere köçek denir. Rodos'tan getirildiği söylenen bu köçekler, yöre çalgıcılarının müzikleriyle oynar ve yarenlik ederlermiş. Bu eğlence tarzı yörede uzun süre devam etmiş. Köyün adı çevre yerleşim birimlerinde 'Köçekli' olarak anılmaya başlamış. Köçekten oluşan 'Köçekli' adı sonraları halkın pek hoşuna gitmemiş. Bu ismi garipsemeye başlamışlar. Hatta bu yüzden düğünlere köçek getirmekten bile vazgeçmişler. Bölge hakkında küçümser konuşmalar sebebiyle köyün adı, 'Göcek' olarak değiştirilmiş.

Diğer bir varsayım ise 'göç' kavramıdır. Bölge halkı, yayla ve kışlaklara her yıl bahar aylarında toplu, uyumlu ve törenli göç ederler, sonbaharda da geri dönerlermiş.

Göç zamanı yaklaştıkça halk arasında; göç zamanı ve göçer sayısı gibi durumlar konuşulur ve tarih belirlenir. Tüm hazırlıklar tamamlanır. Bir gün önceden haberleşilir. Sabahın alaca karanlığında yükler hayvanların sırtına yüklenir. Hayvanlar sürülür. Göçe katılanlar birbirlerine; “Göç zamanıdır, haydi GÖÇEK” diye seslenerek yola koyulurlar. İşte bu 'Göçek' sözcüğünün sonradan köyün adı olduğu söylenir. Bu varsayım halk arasında en güçlü olanıdır.

Durulan yer anlamında DUR-AK, varılan yer anlamında VAR-AK, Yatılan yer anlamında YAT-AK, örneklerinde de olduğu gibi GÖÇEK kelimesinin göçülen yer anlamında GÖÇ kökünden –EK yapım eki ile türetilmiş bir kelime olması çok daha kuvvetle muhtemeldir. Bu yörede yaşayan insanların “Burası bizim göçeğimizdir. (Göçek’imiz)”, “Göçeğe gidiyorum”, “Göçekten geliyorum” şeklindeki kullanımlarının bu bölgenin isminin GÖÇEK / GÖCEK olarak kalmasında etkili olmuş olması diğer bir varsayım olarak mantıklı ve akla yatkındır.

Bir karış boya gelmiş ekine GÖCEK denilir. Bu Göcek adı için bir çıkış noktası olacağı gibi denizin karaya çok fazla girip saklandığı yere de Göcek denilmektedir. Halikarnas balıkçısının kitabında da bol bol Fethiye Göcek’i olarak bahsedilir.

Önemli olan bu güzide yerin 'Göcek' adıyla, Türkiye ve dünya üzerinde hak ettiği yeri almasıdır. Bunu da başarmıştır.

Sayfa başına dön...

TÜRKİYENİN TARİHİ YERLERİ HARİTASI
Türkiyenin Tarihi Yerleri

ESKİ ÇAĞ’DA GÖCEK YÖRESİ
Eskiçağ’da, Göcek’ de Likya Uygarlığının yerleşimlerinden DAİDALA vardı. Bu açıdan Göcek tarihi M.Ö.1400 yıllarında Giritliler tarafından kurulduğu sanılan Likya tarihine kadar dayanır. 1600 yıl bu topraklarda yaşayan Likyalılar birçok tarihi kentler kurdular. Bunlar Tlos, Pınara, Sidyma, Leton, Xsanthos, Patara, Daidala gibi yerleşimlerdi.

“Likya, ana hatlarıyla, Köyceğiz’den Antalya’ya çekilecek bir çizginin güneyinde uzanan bölge olarak tanımlanabilir. Belli başlı doğa özellikleri açısından dikkate değer derecede simetriktir. En başta ve önde batıdaki Akdağ’ın (Antik Massikytos) iki büyük kolu, doğuda ise Bey Dağı (Antik Sloyma) uzanır; her ikisinin de yükseklikleri 3000 metrenin üzerindedir. Akdağ’ın batısında Xsanthos Vadisi yer alır. Bey Dağları’nın doğusunda Alakır Vadisi ve onunda ötesinde Tahtalı Dağı’nın sıraları yer alır. Bu nehirler bölgenin en büyük akarsularıdır. Daha da uzun olan ve Kuzeybatı yönünde uzanan Dalaman Çayı ise gerçekte Lykia’ya ait değildir. Bölgenin bölümü ise deniz seviyesinden 915 metre yükseklikte olan, nispeten düz bir yaylaya sahiptir.

Bölgenin son derece dağlık oluşu nedeniyle yerleşim azdır ve eşit olarak dağılmamıştır. Antik dönemlerdeki toplam nüfus yaklaşık 200.000 olduğu sanılmaktadır. Belli başlı şehirlerin tümü, ya kıyıda ya da Xsanthos vadisindedir. Nitekim Xsanthos bölgenin kalbidir. Yaz günlerinde sıcaklık sürekli 32 derecenin üzerinde olduğundan Lykia’nın yaşam koşulları zor bir bölge olduğunu, ancak insanlarının da bu güçlüklerle başa çıkabilen bir halk olduğunu söylenebilir.

Anadolu’daki çeşitli ırklar arasında Lykialılar daima farklı bir yer tutmuşlardır. Dağlık ülkelerine kapalı olarak yaşarlarken, ateşli bir özgürlük ve bağımsızlık aşkı taşımışlar ve yabancıların hakimiyet denemelerine direnmişlerdir; Lykialılar, Küçük Asya’da Roma İmparatorluğu’na eyalet olarak katılan son halktır. Kendilerine ait ve hala tam olarak anlaşılamamış, çoğu kendisine de yabancı olan karakterlerle yazılan bir dilleri vardır. Yunan dünyası birbirine sürekli düşmanlık besleyen, birbirinden bağımsız şehir eyaletlerinden oluşurken, Lykialılar’daki birlik ve federasyon içgüdüsü onları bir millet haline getirmiştir. Kendilerine özgü geleneklere ve benzersiz bir mezar mimarisi stiline sahiptirler.

Likyalılar, nereden ve ne zaman gelmişlerdi? Yunan geleneklerini anlatan Herodotos, Lykialıların kökeninin Girit’ten geldiğini söyler: Minos ve erkek kardeşi Sarpedon taraftarları ile birlikte Asya’ya geçerek, o zamanlar Milyas olarak adlandırılan, Lykia’da yaşayan Solymi’yi bu topraklardan sürerek, kendisi yerleşir. Bir süre kendi isimleri olan Termilai’yi korurlar (komşuları tarafından hala kullanılmaktadır), fakat Atina Kralı Pandion’un oğlu Lykos, erkek kardeşi Aegeos tarafından sürgün edilince Sarpedon’a katılır ve onlar da Lykialılar adını alırlar. Pandion için verilen tarih “Paros Yazıtı” üzerinde kaydedildiği şekliyle İ.Ö. erken 13. y.y.dır. Minos ve Sarpedon ise İ.Ö.15. y.y.’ın ikinci yarısında yaşamışlar. Bu tarihler kuşkusuz güvenilir değildir ve kronoloji, Lykos ve
Aegeos o dönemdeki daha geç bir Minos ve Troia Savaşı zamanına ait, daha geç bir Sarpedon yüzünden daha da karmaşık bir hal almıştır.

Kronolojik açıdan çok daha güvenilir bir kaynak Hititlerden sağlanır ki burada Lykialılardan başkası olmayacak Lukka halkından sık sık söz edilmektedir. Bu kayıtlardan Lukka topraklarının Hititler tarafından, İ.Ö.14 y.y.’ın ortalarında, Suppiluliumas’ın egemenliği döneminde zaptedildiğini, ancak sık sık ayaklanmalar çıktığını ve rahatlıkla kontrol altında tutulamadığını öğreniyoruz. Mısır’daki Tel-Amarna tabletlerinde ise, aynı döneme ait bir grup deniz akıncısı arasında Lukki’den söz edilmektedir. Lukka topraklarının yeri hakkındaki işaretler oldukça belirsizdir. Hitit başkenti Hattuşaş’ın batısında veya güneybatısında bir yerdeki Arzawa’nın yakın komşusu olabileceği düşünülmektedir. Bu olasılık, deniz akıncıları tanımı ile birleştiğinde onları doğal olarak Karia veya Lykia’ya yerleştirmek gerekir. Sahip olduğumuz bir başka kesin delil daha vardır. Kayıtlar, Lukka topraklarında Dalawa adında bir şehirden söz eder; kesin denecek kadar büyük bir olasılıkla bu, Lykia dilindeki Tlawa, yani Xsanthos Vadisi’ndeki Tlos’dur ve böylece Lukka’nın Lykia’da 14. y.y.’daki yeri saptanmış olur. Bundan başka Dalawa, Kandyba ile aynı yer olması muhtemel Hinduwa şehri kayıtlarında da geçmektedir.

Tüm bu veriler ışığında, Lykia yerleşiminin, olasılıkla İ.Ö. 1400’e doğru Giritliler tarafından Sarpedon’un liderliğinde kurulduğunu kabul etmemek için bir neden yoktur. Tarihçi Ephoros’a göre önce Karia’ya gelmişler ve burada, Girit’teki, aynı adı taşıyan kentten esinlenerek, Miletos olarak isimlendirdikleri şehri kurmuşlardır. Bir başka kaynak ise, Lykialılar tarafından kurulan ilk şehrin, sonradan Stratonikeia denilen, Karia şehri İdrias olduğunu belirtir; eğer bu fikrin dayandığı tarihi bir temel varsa, bu Lykialılar’ın Miletos’dan güneye doğru, nihai yurtlarına geçişlerine işaret eder. Herodotos’un, Lykia isminin Lykos’dan alındığına dair öyküsü ise olanaksızdır ve bu nedenle kabul edilemez.

Ancak Herodotos’un Likyalıların özgün olarak Termilai diye isimlendirdikleri konusundaki saptaması doğrudur; çünkü bu diğer antik yazarlarca da tekrar edilmekle kalmaz; aynı zamanda Likya dilindeki yazıtlarla da doğrulanır; yerli dilde asla Lykialılar olarak değil, sürekli TRMMLI olarak geçer.” (George E.Bean – Eskiçağ’da Lykia Bölgesi 21–23)

“Likya adının anlamı; Likya, aşağı yukarı bugün Teke Yarımadası diye andığımız Fethiye Körfezi ile Antalya Körfezi arasında “V” harfi biçimiyle Akdeniz’e uzanmış Anadolu parçasıdır. Yörenin “Likya” diye anılması ilkçağ Helenlerine özgüdür. Helenler, o yörenin halkını da Lykioi (Lykioslar) diye anmışlardır.

Bu sözcüklerden hangisini diğerine göre köken olduğu, köken olanında hangi anlamda alındığı çok tartışılmaktadır. Üzerinde durulan olasılıklar şunlardır;

“Likya adı Lykos yurdu anlamına gelir ve Lykos da, eski Helen dilindeki Lykos sözcüğünün kökeni de ayrı bir araştırma konusudur. Vugnad bir inceleme yazısında Luwi dilinde “kurt” anlamına gelen sözcüğün Lukwas olduğunu öne sürmüştür.” Oktay AKŞİT

Eski Helen dilinin birçok birleşik sözcüğünde “Lyke” bölümü kullanılmaktadır. Bu sözcük tek başına kullanılmış olmakla birlikte, onun bir zamanlar “ışık” anlamına geldiği ve diğer Hint-Avrupa dillerinde görülen, aynı anlamdaki benzer söylenişli sözcüklerle (özellikle Latincedeki Lux, Luceo sözcüğüyle) akraba olduğu sanılıyor. Lykia adı da Lyke (ışık) yurdu anlamında olarak, bu sözcükten türemiştir; halkın adı Lykos, ülkenin adı Lykia’dan çıkarılmıştır. Lykialı demek, yani “ışık yurdunun insanı demektir.” Denilmektedir.

Lykialılar, kuşkusuz her halk gibi karşılıklı etkilenmeler ve etkilenmelerin ürünü olmakla birlikte, M.Ö. I. Bin yıl ulusu olan Lykialılar’ın oluşmasında baskın etkil öğe, bir önceki bin yılın aynı Luwi soyundan halkı idi. Mısır ve Hitit belgelerinde sözü geçen Lukka'ların işte bunlar olduğu sanılıyor. Lykia adının da bu Lukka sözcüğünden Helen ağzına uydurularak türediği, baskın olasılık sayılıyor. Lykia tarihi üzerine değerli bir inceleme yapıtı bulunan Oktay Akşit’in vardığı sonuç budur.

Kestep’ten Eşen’e Günür Karaağaç S.18–19

“…Herodotos Lykia geleneklerinin kısmen Giritli, kısmen Karia'ı olduğunu gözlemler; öte yandan bir geleneğin her iki kültüre de yabancı olduğunu, hatta insanlık tarihi içinde eşine rastlanmadığını söyler. Lykialılar soylarını baba tarafına göre değil, anne tarafına göre ifade etmektedirler. Bunun da ötesinde, bir kadın yurttaşın çocukları, bunlar bir köleden bile olsalar “Kanuni” sayılmakta iken, bir erkek yurttaşın yabancıdan veya ikinci eşten doğma çocukları “evlilik dışı” kabul edilmektedir. Likyalılar da Yunanlılar gibi tek bir isim taşırlar ve tüm Yunan dünyasında babanın ismini soyadı olarak almak gelenektir. Bu nedenle, Lykia “ana-erkil” sisteminin de yazıtlara yansıması beklenirken, gerçekte durum böyle değildir.

Daha sonraki dönemlerde annenin adının kullanıldığı örneklerde vardır. Ancak bunun, Likya’dan başka yerlerde de bilinen ve babası belli olmayan çocuklar için kullanılan bir uygulama olduğu açıktır…

… Likyalı'ların, Yunan Edebiyatında görülmeleri ilk kez Homeros’un İlyada'sı ile olmuştur. Burada Troialıların müttefiki olarak savaştılar. … komutanları Sarpedou ve Glaukos, daha az öneme sahip kahramanlar arasında seçkin bir rol oynar. Yaygın görüş, Homeros’un bu eseri İ.Ö.700 e doğru oluşturduğudur. 6. y.y. Lidya Krallığı, Menderes Nehri'nin batısında kalan tüm küçük Asya’yı, Lykia ve Kilikya dışında ele geçirmişlerdir.

Sayfa başına dön...

İRAN EGEMENLİĞİNİN TÜM BATI ANADOLU’YA YAYILMASI

Persler M.Ö. VI. y.y.da önce Lidya devletini egemenliği altına aldı. Daha sonra General Harpagos, Likya’ya girdi. Likya’nın direnişi bu savaşta çok güçlü oldu. Fakat Pers orduları çok güçlü idi. Bu direniş destanlaştırıldı.

İşte direnişlerini dizelere döken Likyalı'nın Özgürlük Destanı

Sayfa başına dön...

LİKYA’NIN ÖZGÜRLÜK DESTANI

Evlerimizi mezar yaptık
Mezarlarımızı ev,
Yaktılar evlerimizi,
Yağmaladılar mezarlarımızı.
Dağların doruğuna çıktık
Toprağın altına girdik
Suların altına daldık
Gelip buldular bizi
Bozdular birliğimizi
Biz ki;
Kadınlarımız, çocuklarımız
Ve ölülerimiz uğruna
Toplu ölümleri yeğleyen
Bu toprağın insanları
Bir ateş bıraktık geride
Hiç sönmeyen
Ve sönmeyecek olan….

Likya’da, Pers yönetimi ılımlı olmuş, ülke yönetimi kendi sülalelerine bırakılmıştır.

M.Ö.480 de Kserkses, Yunanistan’ı işgale hazırlanırken, Likya buraya 50 gemi göndermiştir. Herodotos, bu adamların göğüs ve baldır zırhları giydiklerini, kızılcık ağaçlarından yayları, kamıştan kanatsız okları, mızrakları olduğunu, omuzlarında keçi postları, başlarında kuş tüylü şapkaları bulunduğunu, ayrıca kama ve palalar taşıdıklarını anlatır. Savaşta yaptıkları ile ilgili olarak hiçbir şey söylemez.

Sayfa başına dön...

TÜRKİYE'NİN TARİHİ YERLEŞİMLERİ HARİTASI
Tarihi Yerleşimler Haritası

DELOS DENİZ BİRLİĞİ KURULUYOR

Atinalılar, Küçük Asya’nın batı kıyılarını almak için “ Attos Delos Deniz Birliği”ni kurdular. Bu birlik için her şehrin vergi ödemesi istendi. Birliğe Likya da vergi adı altında parasal desteklerde bulunur.

Sparta’nın Atina’yı yenmesi ile bu birlik de ortadan kalktı. Fakat bu uzun sürmedi. Persler, Likya’yı yeniden egemenliği altına aldı.

Karia’nın, Pers Satrabı Mausolos, Likya üzerinde kısa bir süre egemenlik kurdu.

Sayfa başına dön...

BÜYÜK İSKENDER LİKYA TOPRAKLARINDA

M.Ö.333 de, Halikarnasos’un Büyük İskender’e yenilmesi ile Büyük İskender Likya’ya yönelmiş ve burada Telmessos ile antlaşma imzalamış, daha sonra Xsanthos’a geçerek Pinara, Xsanthos ve otuz küçük şehri eline geçirmiştir.

Phaselis kendisini özellikle dost olarak göstermiş; altın bir taçla birlikte şehri Büyük İskender’e sunmuştur. İskender şehirde bir süre kalmış ve hatta sorun çıkaran bazı komşu şehirleri teslim almak için Phaselis ordularını kullanmıştır. Daha sonra Büyük İskender, Pamphylia’ya geçmiştir.

Sayfa başına dön...

MISIR EGEMENLİĞİNDE LİKYA

Büyük İskender’in ölümünden sonra Lykia, kendisini Mısır’ın kralı ilan eden General Ptole Maios’un egemenliğine girer. Bu egemenlik yüzyıl sürer. Bu dönemde LİKYA LİSANINI KAYBEDER yerini YUNANCA alır. Perikles ile Likya sülalelerinin hükmü sona erer ve şehirler Yunan anayasasını kendilerine uyarlar.

İ.Ö. 197 de ülke yönetimi Suriye Kralı III. Antiokhas’a geçer.

Sayfa başına dön...

RODOS İDARESİNDE LİKYA

Magnesia, Romalılar tarafından yenilince, bu topraklar Likya ile yapılan antlaşmayla Telmessos dışındaki şehirler Roma’yı destekleyen Rohodoslu'lara verilir. Daha önce hiçbir yabancı yönetimi kabul etmemiş olan Likyalı'lar, sert bir biçimde direnirler. Bu savaş 10 yıl sürer. M.Ö.177 de Likyalı'lar daha fazla dayanamaz ve durumu Roma’ya bir elçiyle bildirirler. Bu durum Roma-Rohodos ilişkisinin soğumasına neden olur. Bundan cesaret alan Likyalı'lar yeniden silahlanır ve düşmanlık altı yıl daha sürer. Likya yenilir. M.Ö. 167 de Roma Senatosu Likya ve Karya üzerindeki Rohodos egemenliğini kaldırır.

Sayfa başına dön...

LİKYA BİRLİĞİ

M.Ö.167 den sonraki özgürlük döneminde Likya Birliği önem kazanır. Likyalı'ların daima birlik ve dayanışma içinde oluşları bilinen özellikleriydi ve 4. yüzyıl hanedanlarının yönetimi altında iken bile, Likya yazıtlarında “Termila; Federal Hazine memurunu defalarca yapılan ceza ödemelerinden söz edilmektedir…” Strabon, oy verme hakkına sahip 23 şehir olduğunu anlatır…

Strabon’un oy veren şehirler için belirttiği 23 sayısı son derece düşüktür. Strabon bu bilgiyi M.Ö. 100 yılları dolayında yaşamış olan Artemidoros’dan almıştır ve olasılıkla bu sayı o tarihteki durumu yansıtmaktadır.

M.S. I. Yüzyılda Plinius, eskiden Likya’da 70 şehir olduğunu, ancak kendisi zamanında sadece 36 sının kaldığını söyler.

…M.S.88 yılında, Pontus’lu Kral VI. Mithridates, Batı Küçük Asya’ya saldırır ve işgal eder. Roma çok başarısız olduğundan birçok şehir Mithridates’i bir kurtarıcı olarak karşılar. Ancak Likya direnir. Daha sonra Roma İmparatoru Sulla’nın kralı yenmesi ile işgal biter. Likya’nın bu tutumundan dolayı Roma, Likya’ya; Bubou, Bulboura ve Oinoanda şehirlerini vererek ödüllendirir.

M.Ö. I. Yüzyılda Roma iç savaşlarından etkilenen Likya nasibini alır. Burutüs ve Cassius ülkeyi yağmalamaya katılınca Likya direndi. Bunun üzerine Xsanthos yıkıldı. Ancak bu durumu M.Ö.54–68 yıllarında hükümranlık süren Neron zamanında Likya özgür kaldı.

Likya Birliği, imparatorluk yönetimi altındayken bile işlerini sürdürdü. Strabon’un gözlemlerine göre, savaş ve barış kararları Romalı'lara bırakılmıştı. Fakat içişleri, hukuk ve güvenlik hala düzenli olarak atanan birlik memurları tarafından yürütülmekteydi. Ülke refah içindeydi, varlıklıydı. Bireyler tarafından büyük servetler biriktirilebilmekteydi; bunlar arasında Kyaenaili Lason ve Rhodiapolis’li Opramoas sadece kendi şehirlerine değil, Lykia’daki daha pek çok şehre cömert bağışlarda bulunmuşlardı. Öte yandan şehirlerin çoğu küçük olarak kaldı; toplam nüfus 200.000 olarak kabul edildiğine göre, her şehirde ortalama 5.000 kişi yaşamaktaydı.

Sayfa başına dön...

LİKYA – PAMPHİLYA EYALETİ
Bu iki devletin bir eyalet haline getirilmesi uyumsuz bir çift oluşturdu; iki ülkenin doğası ve insanlarının karakterleri birbirine benzememekteydi. Doğal olarak tek bir Romalı Valiye bağlıydılar.
Ancak uygulamalarda her biri ayrı hareket ediyordu. Yinede bu birleşik eyalet, erken 4. yüzyıla kadar sürdü. Bu yıllarda Likya sınırları genişledi. Karya şehri Kaunos Likya topraklarına katıldı. Kalyonda bu oluşum sırasında eyalet topraklarına eklendi.

Anadolu’da, Lykia kadar yerel kültürüne değer verilme fırsatına sahip başka bir yer daha yoktur. Burada da, diğer şehirlerde olduğu gibi, erken yapılan Helenistik ve özellikle Roma dönemi yapılarının pek çoğu Büyük İskender’in döneminden önceye aittir ve üstelik heykellerle de süslenmiştir. Pek çoğu hala çok iyi korunmuş durumdadır.

Sayfa başına dön...

LİKYA MEZARLARI

Mezarlar dört gruba ayrılır:

  1. Payeli mezarlar
  2. Tapınak tipi mezarlar
  3. Ev tipi mezarlar
  4. Lahitler

1- PAYELİ MEZARLAR

… kaide üzerine oturan büyük dikdörtgen bir sütun üzerinde, tepesinde geniş bir kapak taşı bulunan mezar odası yer alır.

2- TAPINAK TİPİ MEZARLAR

Tam olarak Likyalı değildir. Kaunos'dakilerden ve Anadolu’daki diğer örneklerden ayrılırlar. Bir tapınak cephesine sahiptirler. Genellikle Ion düzeninde iki sütun, bir arşitrav ve alınlık içerirler. Revaktan geçilerek mezar odasına girişi sağlayan kapıya gelinir. Mezar odası, ölülerin üzerine yatırıldığı taş sedirleriyle sade bir mekandır.

3- EV TİPİ MEZARLAR

Tek, iki ve nadiren üç katlı olup, ahşap evin taklididirler; kare şeklindeki hatıl uçları dışarı doğru çıkmaktadır. Kapının üzerinde genel olarak bir sıra yuvarlak veya kare hatıl ucu görülür. İç bölüm tapınak tipi mezarlardaki gibidir.

4- LAHİTLER

Dünyada en yaygın mezar tipidir. Genellikle yüksekliği ile dikkati çeker. Kaide mezar odası ve yukarı doğru sivrilen taş şeklinde kapağı ile üç bölümden oluşur. Kaide de yaygın olarak, mezar sahibinin köleleri veya tebaası için ikinci bir mezar odası olarak kullanılır.

Ev tipi mezarlar genellikle duvarlarında ve hatta bazen mezarla birleşen kayaların üzerinde kabartmalar içerir. Ünlü örneği Myra’daki Boyalı Mezar’dır.

… Roma döneminde Lahitler çok daha küçültülmüş ve sadeleşmiş, kapak hala sivri tepeli olmasına rağmen, yuvarlak hatlar almıştır.

… Antik dönemde atalara saygı göstermek ve bunu tapınmaya dek vardırmak nerdeyse evrensel bir davranıştır.

… Mezar yazıtları genellikle bir lanetleme veya şiddete karşı uygulanacak para cezası ile sona erer.
… mezarlara zarar verenler cezalandırılırdı (parasal ceza). Verilen zararın değerini mezar sahibi saptardı.

Likya’da mezarlara verilen zararlarla bir ilgili kurum oluşturulmuştu. Bu kuruma MINTI denirdi. Kısaca mezarlar bu kurumun güvencesinde idi.

Sayfa başına dön...

LİKYALI TÜRKİYE
Tarihçi George E. Bean 1946 da Likya topraklarını gezer. Bir araştırma inceleme gezisinden “Lycian Turkey” adlı eseri doğmuştur. Bu yapıt Eskiçağ’da Lykia Bölgesi adıyla Dr. Hande Kökten tarafından 1996 da dilimize çevrilmiş ve basımı gerçekleşmiştir.

BATI KIYISI

Muğla ile Fethiye arasındaki yol, Türkiye’nin en güzel manzarasına sahiptir ve bunu büyük ölçüde Karia’nın muhteşem çam ormanlarına borçludur. Dalaman sonrası doğuya keskin bir dönüşle dağlara doğru tırmanılır; çok aşağılarda GÖCEK SAHİLİ’nin etkileyici görüntüsü vardır. Bu Karia ile Likya arasındaki sınır şehridir. Daha sonra ise Fethiye ovasına doğru rüzgarlı bir iniş başlar.

İNLİCE KAYA MEZARI

…Yol, Kozpınarı’ndan doğuya doğru devam eder. Göcek - Fethiye yönünde giderken İnlice Köyü'nün girişinde yolun sol tarafında kayalık bir tepeciğe oyulmuş, ilginç bir manzara yer alır. Mezar, kayanın doğu cephesinde olduğundan, Fethiye yönüne doğru gidilirken arkaya doğru bakılmalıdır. Pek de alışılmış olmayan bir biçimde, mezar Dor düzenindedir.

Üç basamakla, duvara yapışık yarım sütunlar arasındaki iki sütunlu sundurmaya çıkılır. Sütunlar yekpare olup, mezarı oluşturan kayadan oyulmuşlardır. Sağ taraftaki sütun, üstte 30–60 cm. arasında küçülmüştür. Sağ yanda Dor tarzı süslemeler büyük oranda korunmuştur. Üstte diş sırası; altta ise matulus içeren bir trialif frizi yer alır. Alınlık üç akrater taşımaktadır, bunlardan en sağdaki kayıptır. Yazıt ele geçmemiştir. Mezar odasına giriş kapısı kırılmıştır; iç kısmı, üç kenarında da taş sedirler içeren tek bir oda şeklindedir ve düz, kaba bir tabanı bulunmaktadır. Bir bütün olarak bakıldığında, mezarın tam olarak bitirilmediği anlaşılmaktadır.

Sayfa başına dön...

DAİDALA ŞEHRİ VE GÖCEK
Sol tarafta tepenin yakınlarına doğru, yamaca oyulmuş ve siyah kare delikler şeklinde görülen, güvercin yuvası misali bir grup kaya mezarı dikkati çeker. Bunlar DAİDALA antik kentini işaret eder. Şehrin yeri, yazıt ve sikkelerle kanıtlanmamış olmasına karşın, konumu antik kaynaklara uymakta ve genellikle kabul görmektedir.

Buraya ulaşmak oldukça büyük bir çaba gerektirir. Bu nedenle de çok sık ziyaret edilememektedir. İnlice Asarı (hisarı) olarak bilinmektedir. Dik akropolün (iç kale) üç yanı yontma taştan örülmüş duvarlarla çevrilidir; batı tarafı ise duvara gerek duyulmayacak kadar diktir. Zirvede ise küçük bir kale yer alır. Ayrıca Akropolis'de, kayanın kesilmesiyle oluşturulmuş basamaklar, evlere ait temeller ve 1,5 metre çapında, yuvarlak ve iç yüzeyi sıva ile kapalı bir sarnıç bulunmaktadır. Doğuya doğru daha alçak bir noktada da şehir kalıntıları görülür. Fakat en önemli kalıntılar mezarlardır. Bunlardan üç tanesi, tipik Likya kaya mezarıdır ve birkaç lahit yanı sıra, büyük çoğunluğu basit güvercin yuvası şeklinde, kaya cephesi ve oyulmuş ve genellikle ulaşılmaz durumdadır. Akropolün batısında bu mezarlardan çok sayıda bulunur.

Strabon, Daidala’dan Karia ile Lykia arasındaki sınırı belirleyen şehir olarak söz eder ve hem Strabon hem de Livius bu kentin Rhodos Peraiasına (bu anakaradaki bir Rhodos bölgesinin adıdır.)ait olduğunu belirler. Söz konusu bilgi, Fethiye Bölgesi’ndeki Tersane adasında ele geçen bir yazıtla doğrulanır. Ancak bu yazıtın DAİDALA daki bir mezardan geldiği de ifade edilir. M.Ö. 2. yüzyıla ait Romalı bir valiye ait adak yazıtıdır. Yazılış üslubu, valinin bir Rhodos Eyaleti ile ilintili bir bölgede görev yaptığını göstermektedir. Burası ile Marmaris Körfezi arasında bu özelliklere sahip başka bir bölge bulunmamaktadır. Bu adak taşının, daha önce sözü edilen Dor düzenindeki mezardan mı, yoksa şehir içindeki Likya mezarlarının birinden mi geldiği kesinlik kazanmamıştır. Fakat her ne olursa olsun, bundan DAİDALA çevresinde, Rhodos Peraiası (yazıt konusunda henüz kuşkulu noktalar içermektedir. Yazıtın anakaradaki bir mezardan geldiği bilgisi güvenilir olmayabilir. Bu “iyi şans” ve “Afrodit’e” yapılmış bir ithaftır ki; bunun bir valinin bir mezara koyacağı yazıtta yer alması düşük bir olasılıktır. O halde başka bir yerden gelmiş olmalıdır.) ile ilgili özel bir bölgeye ait olduğu kesindir.

Çevirmen Dr. Hande Kökten bu gezi ve incelemeyi yapan Prof. G.E.B için Ali Cengizkan’ın bir şiirini yakıştırdı.

Hoşça kal kardeşim şehir
Akşam alacasında
Senin bağrını tepen
İki yumuşak yaşlı ayak da
Mutlu oldu.
Unutma…

Sayfa başına dön...

İNLİCE KÖYÜ
Likya (Güneş Ülkesi) haritalarında Daedelos olarak adlandırılan antik kentin merkezi; ASAR (Akrepoe) denilen yükseltinin etrafında olduğunu anlıyoruz. Asarın etrafında antik duvar kalıntıları ile sıvaları halen sağlam olan bir sarnıç görülebilir. Asarın kuzey yönünde kayalık vadiye oyularak yapılmış mezarlar ilgi çekicidir. Bu mezarların yapıldığı dik kaya bloğuna ulaşım yoktur. İnsanların eski çağda iple sarkıtılarak bu mezarları yapmaları olasıdır. Asar ile kuzey kayalık arasında orta büyüklükte üçgen alınlıklı mezarlar ile çok yıpranmış, kaymış, kapağı düşürülmüş bir de lahit vardır. Köyün Göcek çıkışında eski yol üstündeki büyük boyutlu mezar, üçgen alınlığı, alınlık süslemesi, önde iyon sütun başlıkları ile Fethiye’deki ünlü Amintas (Amynthas) kaya mezarı ve zengin Likya kentleri olan Myra ve Kaunos mezarlarıyla benzerlik gösterir. Bu benzerlik İnlice Köyü’nün antik tarihini M.Ö. 4.-5. y.y a kadar (M.Ö. 4.- 5. yüzyıl) götürür.

Eski çağda insanları öldüklerinde cesetleri dağılmadan kalırsa tekrar dirileceklerine inanırlardı. Bundan ötürü mezarlar ulaşılması, açılması zor yerlere yapılmıştır. İnsanların tekrar dünyaya gelecekleri inancıyla ölünün mezarını dirildiğinde kullanması için küçük boylu araçlar ve altın gümüş takılarda konurdu. Bu inanç o dönemin tarihi ile bilgi verdiği gibi sonraları bu zenginliğe ulaşmak isteyen mezar soyguncularını da hareketlendirmiş, kaçak kazılar bu tarih hazinelerine çok zarar vermiştir. İnlice Köyü de bu kaçak kazılardan nasibini almıştır. Asarın etrafındaki düzensiz kazılar bunun kanıtıdır.

O dönem mezar yapımcılığı iyi bir iş kolu olmuş, bazı mezarların yapımına başlanmış, satılamayınca yarım bırakılmıştır. Bu tip kaya oyma mezarları da asarın kuzeydoğu yönündeki bölümde görmek olasıdır.

İnlice Köyü’nün (Daedelos) önemli bir eski çağ ticaret merkezi olduğunu İnlice Koyu’ndaki kale – han kalıntılarından anlıyoruz. Bugün halen sağlam duvarları ile Güney – Batı kulesinin yuvarlak yapısı ve pencereleri ( Mazgal ) görülebilir. Dört köşesinde dört kulesi olan avlulu hanın büyüklüğü buranın çok önemli bir al-sat merkezi olduğunun kanıtıdır. Deniz içindeki ( koyun ortasında ) blok kayalar, Liman kalıntıları olmalıdır. Bu bölgede bulunan ürünlerin, özellikle gemi yapımında kullanılan ağaçların bu limandan ihraç edildiği anlaşılır. Zaten çok yakında halen adı Tersane Adası olan ada bulunmaktadır.

Türkler gittikleri bölgelere yöredeki görüntüye göre isim vermişlerdir. Buradaki küçük odacıklı kaya mezarları mağaraya benzetildiği için İNLİCE denildiği sanılmaktadır.

Sayfa başına dön...

SANATÇI DAİDALOS VE DAİDALOS EFSANESİ (Dedalos, Dedal)
Söylencelerde geçen Yunan heykelci ve mimarı, Atina’da doğduğu ilk Arkaik Çağ’da (M.Ö. 650 – 560) yaşadığı belirtilir. Xsanau (ağaca benzeyen eser) adı verilen ilk eserini ahşaptan yaptığı öne sürülür. Adını, ustaca işlenmiş ya da işleyen anlamına “Daidalos” sözcüğünden alır; ilk tanrı heykellerini yapan sanatçı olarak tanınır. Yunanlılara yelken kullanmayı öğrettiği, cetvel, vida, çekül ve baltayı ilk kez onun yaptığı söylenir. Kız Kardeşinin oğlu Talos ile birlikte çalıştığı bir yılan çenesini testere gibi kullanarak ağaç kesen ve bu yolla derin dişli testereyi yapan Talos’un başarısını kıskanarak onu Akropolün üstünden ittiği Areopagos mahkemesinde yargılandığı, tanıksız yargılanma sonunda sürgün cezasına çarptırıldığı çeşitli söylentilerdir. Girit Adası’na sığınan sanatçıyı Kral Minos iyi karşılar. Söylenceye göre adayı insan vücutlu boğa başlı bir canavar rahatsız etmektedir. Minas Minatauros adındaki bu canavarı kapatmak için bir labyrinthos yapmasını ister. Daidalos’un yaptığı yeraltı zindanının karmaşık dehlizlerine giren bir daha dışarı çıkamamaktadır. Girit’e Minatauros’u yakalamaya gelen Theseus’u, kralın kızı Ariadne görür, sever: Daidalos’tan aldığı bir yumağı Theseus’a vererek onun Labyrinthos’un karışık dehlizlerinde kaybolmasını sağlar. Daidalos’un, Theseus’a yardım ettiğini sanan kral onu oğlu İkaros ile birlikte Labyrinthos’a kapatır. Kaz tüylerinden yaptığı kanatları oğluyla birlikte omuzlarına ve kollarına bağlar. Oğlu İkaros’a fazla yükseklere çıkmamasını, güneş’in tüyleri yapıştırmak için kullandıkları balmumunu eriteceğini söylerse de ikisi birden havalanıp uçtukları zaman, İkaros babasının söylediklerini unutarak yükselir. Balmumu eriyip kanatlar dağılır, İkaros’un düşüp boğulduğu bu yere İkaros Denizi denir. Daidalos, Sicilya’nın Cumae Kenti’ne iner. Kral Kakalos’un yanına sığınır. Burada kendisini Girit’ten getiren iki kanadı Tanrı Apollon’a armağan etmek için bir tapınak yaptırır. Ayrıca krala şükran borcunu ödemek için de birçok yapı kurar. Günümüzde ARKAİK özellik gösteren eserlere DEDALİK ESER adı bu yüzden verilir.
Ana Britanica

Sayfa başına dön...

GÖCEK KÖKENLİ MİTOLOJİK BİR ÖYKÜ

Daedalos

Daidalos mozaiğinde, 6 figür yer alıyor. Pasiphae, kızı Ariadne, Daidalos ile sohbet eden Trophonios, ahşap yontan İkaros. Sağ alt köşede Minos Boğası'nın kesik başına ok tutan Eros, sağ üst köşede ise Labyrinthos Saray'ı bulunuyor.
Daidalos mozaiğinde yer alan Minos Boğası öyküsünde, Pasiphae Girit Kralı Minos'un karısı, tanrı Helios ile Perseis'in kızı olduğu belirtilir.
Poseidon'un, kurban edilsin diye Minos'a gönderdiği ak boğaya Pasiphae aşık olur ve boğa ile birleşebilmek için, Daidalos'a tahtadan inek heykeli yaptırır. Sanki canlıymış gibi duran heykelin içine girer ve gebe kalarak Minos Boğası'nı doğurur.
Minos Boğası, insan bedenli, boğa başlı bir canavarmış. Kral Minos, bu korkunç yaratığı öldürmek ister. Ancak yüreği buna dayanamaz ve sonunda çözüm olarak gün ışığına çıkmayacak bir yere hapsedilmesine karar verilir. Böylece mimar Daidalos'a Labyrinthos Sarayı yaptırılır. Minos Boğası'na da her yıl 7 delikanlı ve 7 genç kız, kurban olarak verilmiş.
Theseus Girit'e Minos Boğası'nı öldürmeye geldiğinde, Pasiphae'nin kızı Ariadne kendisini görmüş ve aşık olmuş. Minos Boğası'nın bulunduğu bin bir dehlizli Labyrintos'ta kaybolmaması için, Daidalos'un önerisiyle Ariadne Theseus'un eline bir yumak iplik vermiş.
Theseus da karışık ve karanlık dehlizlerde ilerledikçe yumağı açıp ipliği yere bırakıyormuş. Canavarı öldürdükten sonra çıkış yolunu ona bu iplik göstermiş. Sonra da Ariadne'yi kaçırıp, Naksos Adası'na varmışlar.

                Gökyüzünde ilk 'insan'

                Azra Erhat'ın Mitoloji Sözlüğü'nde, Theseus'a Labyrinthos'a girip çıkması için Ariadne'ye bir yumak iplik kullanmasını öneren Daidalos'un Theseus'un başarısında parmağı olduğunu öğrenince, Kral Minos buna çok kızdığı belirtiliyor. Kral Minos, Daidalos'u, oğlu İkaros ile birlikte kendi inşa ettikleri Labyrinthos'a kapatmış.
Daidalos, oradan çıkmanın çaresini de bulmuş. Kuşların pencerelere bıraktıkları tüyleri ve arı peteklerindeki balı kullanıp, İkaros ile kendisine birer çift kanat yapmış. İkisi de böylece uçup gitmişler. İkaros, dünyada ilk uçan adam olarak ün bırakmış. Daidalos, uçmadan önce oğluna ne çok alçaktan uçmasını ne de fazla yükselip güneşin ışıklarına yaklaşmamasını söylemiş.
Ancak, havalandıktan sonra İkaros babasının bu sözünü unutmuş, başarısından dolayı gurura kapılmış ya da hava sarhoşluğuna tutularak yükseldikçe yükselmiş, güneşin ışığına aldırmamış, giderek doğayı yenmek, özgürlüğe kavuşmak sevinci ile Helios'u hor görme suçunu da işlemiş. Güneş tanrı, onun kanatlarını tutan balmumunu eritmiş, İkaros da denize düşmüş ve boğulmuş. Bu nedenle Ege'de Sisam Adası'nın çevresindeki denize İkaros Denizi denmiş.
Yaşamlarının yöremizde (Daidela) geçtiği söylenen Daidalos ile İkaros'u bu gün hala Göcek'imizde görmemiz mümkün. Tabiî ki teknelerin üzerinde isim olarak.

Sayfa başına dön...

Yukarıdaki içeriğe; ek bilginizi, yorumunuzu ve düşüncelerinizi yazın isminizle birlikte burada yayınlayalım.
  *Doldurulması zorunlu alanlar.   
*Adı Soyadı
*E-mail
*Konu
*Mesaj

 

 

Son güncelleme
21.04.2010 22:24
© 2009 • Bu sitede yer alan tüm içeriğin telif hakları Göcek Kültür ve Turizm Derneği'ne aittir. Hiçbir şekilde kısmen yada tamamen kullanılamaz.